19 Şubat 2008 Salı

KENDİNE MÜSLÜMAN YADA DEMOKRAT OLMA

Halk arasında çok kullanılan bir tabirdir aslında kendine müslüman olma. Zaman zaman bizlerde etramızdaki paylaşımcı olmayan dostlarımıza tatlı sert bir sitem etmek için kullanırız "kendine müslüman" sözünü.Genel olarak baktığımız zaman birey bazında çokda bencil insanlar değiliz aslında.Hatta bu toprakların insanlarının misafirperverlik ve hoşgörü gibi özellikleri ülkemize gelen yabancı konuklar tarafından da takdir edilen bir gerçektir.
Bireysel bazda gördüğümüz bu eğilimleri siyasal talep ve beklentiler konusunda gözlemlemek pek mümkün olmuyor.Biraz açmak gerekirse; farklı toplum katmanları farklı sosyal ve iktisadi talepler ortaya koyarlarken birbirlerinin talepleri konusunda çokda duyarlı değiller ne yazıkki.İşte "kendine müslüman olma"durumu tamda bu noktada başlıyor.Toplum içinde ortak talepleri etrafında kümelenen bireyler kendince haklı gördükleri isteklerini yada kaygılarını meşrulaştırmaya uğraşırken diğer kesimlerin önceliklerini görmezden geliyorlar.Ya da kendileri için istedikleri adalet mekanizmasının benzerini karşı grupların talepleri karşısında hasır altı ediyorlar.Böyle olunca da onca talep ve bu taleplerin yarattığı sesli ortamdan bir adım geriye çekilen ve bakmaya çalışan biri için manzara çokda umut verici gözükmüyor.Osmanlı'dan miras cemaatçi yapınında etkisiyle insanlar kendi cemaatlerine çekiliyor, saflaşıyor ve çatışma bu alan üzerinden devam ettiriliyor.Bu arada ortak bir nokta bulmaya çalışan yada tüm tarafların duyarlılıklarını seslendirmeye çalışan sağduyulu seslerde bu kakafonide kaybolup gidiyor.Halbuki var olan siyasi sistemimizi en makul hale getirmek ancak faklı taleplere duyarlı olarak ve bu duyarlılıkları evrensel hak ve hukuk ilkeleri ile güvence altına alarak mümkün olabilir.
Bu aralar kamuoyunu oldukça meşgul eden malum başörtüsü yada türban konusunda da benzer eğilimleri gözleyebiliriz.Sözkonusu yasağın devam etmesini isteyen taraflar imza toplayarak, miting düzenleyerek tepkilerini demokratik ve meşru yollardan gösteriyorlar.Aslında bu kesimin tepkilerinin temel nedeni yasağın kendisi değil, yasağın ortadan kalkması sonrasında kendi özgürlük alanlarına yönelik bir kısıtlama ve bu duygunun yarattığı korku bu tepkilerin sebebi. Fakat bu korkuları bertaraf etmek amacıyla "öteki" nin özgürlüğünün bastırılmasını talep etmek ne derece demokratça bir tavır orası tam bir muamma.Tabi bu noktada mağdur olan ve başörtüsü serbestisini talep eden grupların ne kadar demokrat olduklarını test etme imkanımız yok.Ama başka bir toplumsal katmandan başka bir meşru talep geldiğinde başörtüsü mağduru gruplarının aldıkları pozisyon belirliyici olarak ortaya çıkıyor doğal olarak.Fakat ne yazıkki bu konulardaki tecrübelerimizde bize faklı şeyler anlatmıyor.Mesela bu ülkede önemli tabularımızdan biri olan Alevi vatandaşlarımızın temsili konusunda genel olarak İslami kesimlerin tavır ve düşünceleri pekde ümit verici değil.Yıllarca sağ iktidarlar tabanlarında yaşanabilecek erime korkusuyla ve endişesiyle bu konuya pek dokunamadı, bu tip konulara daha duyarlı olması beklenen sol iktidarlar ise açıkçası bu konunun takipçisi olmadılar.Kısacası islami kesim kendi özgürlüğünü savunurken diğer tarafta alevi vatandaşların talepleri konusunda tamda başörtüsü karşıtlarının yaptığı gibi sınıfta kalıyor.Böyle oluncada zaten kutuplaşamaya hazır olan toplum saflaşarak kendi köşesine çekiliyor, çözüm mü çözümse bir başka bahara kalıyor.Çözmeyerek aslında çözdüğümüzü sandığımız konuların mevcudiyeti tabiki birilerinin işine geliyor ama bu zaten başka bir yazının konusu.
Dolayısıyla kendine müslüman olmanın siyasi uyarlaması olan kendine demokrat olmanın aslında kendimize pekde faydası olmadığı apaçık ortada.Farklı toplum katmanlarının kendi taleplerinin meşruluğu kadar "öteki"ninde talebinin o kadar meşru olduğuna inanmadıkça herkes kaybetmeye devam edecek. Bizler kaybetmeye devam ederken nerdeyse bir asırdır çözemediğimiz sorunlarımızı adeta kalıtsal bir hastalık gibi toplumsal DNA'larımız vasıtasıyla çoçuklarımıza aktaracağız.Küreselleşmenin vahşi etkileri, küresel ısınmanın yarattığı sıkıntılar yetmezmiş gibi birde bunlara kendi beceriksizliklerimiz sayesinde yarattığımız temelsiz korkularla beslenen yaşlı ama inatçı sorunlarımızı ekliyoruz.Tüm bu sıkıntıları, çözmeyerek aslında çözdüğümüzü sandığımız sorunlarımızı tarihin sayfalarına gömmek için yapmamız gereken aslında imakansız birşey değil.Bu coğrafyada yaşayan ve bizlerin derinliklerimizde belkide yıllardır uyuyan hoşgörüyü uyandırıp "ötekini" anlayabilmek vede böylece "kendine demokrat olmamak", işte hepsi bu.

2 yorum:

vErtigO dedi ki...

Peki acaba demokrasinin 100% uygulandığı; teorik olarak varsaydığımız o mükemmel eşitlikçi, demokratik düzene ulaştığımızda bireysel ve toplumsal mutluluğu yakalayabilmiş bir toplum olacak mıyız? Birileri, bir kesim mutlaka mutsuz olacak. Mutsuzluk mutsuzlukları tetikleyecek. Yoksa asıl mesele, insan varlığının özünün demokrasiye aykırı oluşu mu?

Neil dedi ki...

Bir defa demokrasinin rejim olarak demokrasiyle yönetilen tüm insanları mutlu edicem diye bir iddiası yok.zaten böyle bir iddia çok ütopik olurdu.İnsanların mutluluğunu altında bulundukları rejimle birebir bağdaştıramayız.Mesela dünyada intihar vakalarının en sık görüldüğü yer Norveç te yaşayan insanların gelirleri Küba'da sosyalist-dikta rejimi ile yaşayan insanların gelirinden 30 kat fazla olmasına rağmen intihar oranı daha düşüktür.Dolayısıyla bireyin mutluluğunu etkileyen çok başka faktörler var.Ama demokrasi bireylerin haklarını devlete karşı rahatça öne sürdükleri ve halk iradesinin üstünde başkaca bir tanrı, diktatör...gibi güç olmadığı bir sistemdir.