28 Şubat 2008 Perşembe

Oscarlar Ergenekonculara!

Sivilay Abla, geride kalan dönemin ardından Türkiye'nin Oscar'larını yazdı. En iyi erkek oyuncu oscarını 'Mahkeme’de Son Tango' filmi ile Alparslan Arslan'ın aldığı törende, rektörler en iyi çizgi film ile yetinmek zorunda kaldı. Oscar gecesinden tüm ayrıntılar bu yazıda...

Sivilay Abla / Taraf
TÜRKİYE’NİN OSCAR GECESİSevgili Dostlarım,Türkiye’nin Oscar’ları geçen akşam muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Töreni takip eden tek gazeteciydim. Sizden gelen soruları erteleyelim, lafı uzatmadan törene geçelim:
En iyi film: ErgenekonSarıkız ve Ayışığı gibi başarısız projelerden sonra adeta rakipsiz olarak yarışa giren Ergenekon’un en büyük ödülü alması sürpriz olmadı. Eleştirmenlerin “Batı Çalışma Grubu”nun devamı eleştirilerine rağmen akademi üyelerinden tam not aldı. Yeni versiyonlarının çekileceği söylentisi huzurlu bir hayat isteyen vatandaşlar arasında endişeye neden oluyor. En iyi yönetmen: Derin Brothers (Ergenekon) Devlet içindeki Ergenekon yapılanmasını yönetmedeki üstün başarılarından dolayı bu ödülü almaya hak kazandılar. Çok sayıda ünlü oyuncu arasında rollerin ustalıkla dağıtılması, cinayet, entrika, milliyetçi duyguların sömürülmesi ve tüm figüranların sevk ve idaresindeki başarıları nedeniyle kendilerini kutlamıyorum. Derin kalmak için törene gelmeyen yönetmen kardeşlerin heykelciği İstanbul Emniyet Müdürlüğünde. Gidip alabilirler, hatta yatıya da kalabilirler. Hehehe. En iyi erkek oyuncu: Alparslan Arslan (Mahkeme’de Son Tango)Aslında Arslan’ın oyunculuğu çok parlak değildi. Ancak müebbet aldığı için bir daha ödül alma imkanı olmadığından akademi duygusal bir karar verdi. Alparslan’ın Oscar heykelciğine uzanmasını sağlayan ünlü tiradı hep birlikte hatırlayalım: “Sevgili Abdullah Gül ve Tayip Erdoğan Beye sesleniyorum. Rica ediyorum şeriatı ilan ediniz. Genelkurmay sakın ha buna karşı çıkayım demeyesiniz. Çok kan akar vallahi. Bir de buradan Fetullah Gülen Hocama sevgilerimi gönderiyorum. Vallahi Danıştay baskınıyla Ergenekon’un bir ilgisi yok. Onlar masum Hâkim Bey.”
En iyi kadın oyuncu: Sevgi Erenerol (Kilisedeki Devlet)Gerçekten bu ödülü sonuna kadar hak eden bir oyunculuk çıkardı. Laik bir Türk kadını olarak Halkla İlişkiler azizesi rolüyle bir ömür aile kilisesinde istavroz çıkartıp Türklerin Hıristiyanlaşmaması için İsa’dan yardım diledi. En iyi yardımcı erkek oyuncu: Alparslan Arslan’ın Babası (Oğlum Bir Dinci’nin Şifreleri)Aslında bütün otoriteler bu ödülü Ergenekon Destanı filmindeki ağır abi rolüyle Veli Küçük’ün alacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. Ancak Baba Arslan’ın son atağı Oscar heykelciğine uzanmasına yetti. Baba Arslan, oğlunun bir dinci olduğunu ve Ergenekon’un masum olduğunu anlatmadaki üstün çabası ödül verenlerin gözünden kaçmadı. Role kendisini o kadar kaptırmıştı ki töreninde bile repliklerini tekrarlıyordu.
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Emine Şenlikoğlu (Sister Act)Kostümü, mimikleri, ses tonu ve kurduğu cümlelerle; türban gelecek, bizi kapatacak korosuna ilham kaynağı oldu. Oscar heykelciğini eline aldığında “puta tapmayın!!” deyip ödülünü kırarak Oscar tarihine adını kalın harflerle yazdırdı.
En iyi özgün senaryo: Hudson Enstitüsü – ABDTürkiye’de geçen hikaye, elli kişinin ölümüne neden olan büyük bir patlamayla başlıyor ve önemli bir bürokrata suikast düzenlenmesiyle devam ediyor. Bol şiddet ve aksiyon dolu film, geniş bir senarist kadrosu tarafından kaleme alındı. Ancak, hatırlayacağımız gibi film beklenen etkiyi göstermedi. Film gösterime konulmadan senaryonun sonunu anlatan gazeteci Yasemin Çongar’in gişe başarısını engellediği konuşuluyor.
En iyi uyarlama senaryo: Hürriyet (Türkiye Malezya olur mu?)Hürriyet yazarları tarafından Malezya’dan getirilen senaryo Türkiye’ye uyarlanmaya çalışıldı. Uyarlama başarılı olmasa da yıllardır İran uyarlamalarından fenalık geçiren akademi bu değişim çabasını ödüllendirdi. En iyi yabancı film: Pakistan Derin Devleti (Benazir Butto Suikastı) Darbecilik ihtisasını Türkiye’de yapan Pervez Müşerref’in en güçlü rakibi Butto’ya suikast düzenlenmesi bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin bildik trajedisini gözler önüne seriyor. Türkiye basını da bu trajediden bize ekmek çıkar mı diyerek İslami Terör manşetleri atmıştı. Biz bu filmi görmüştük.
En iyi çizgi film/animasyon: Rektörler (Ordu Göreve II)Bu kadar büyük prodüksiyon ve oyuncu arasında Rektörlerin kara cüppeleriyle sergiledikleri oyunculuk ancak çizgi film kategorisinde yer bulabildi.
En iyi kısa metrajlı belgesel film: Show TV Ana Haber (Hastanedeki Türbanlılar)28 Şubat Oscarlarında da “düğmeye ben bastım, yandan geç” repliğiyle zihinlerimizde müstesna bir yer tutan Ali Kırca’nın hayaleti bu yılda ödüller üzerinde dolaşıyor. Gizli kamerayla “Dogma” tekniğiyle çekilmiş bir sosyal ispiyon filmi. Klişeleri çok olsa da konjonktür gereği ipi göğüslüyor.
En iyi uzun metrajlı belgesel film: Laikler (Rejim tehlikede)Çekimleri 80 küsur yıldır devam eden belgesel bitecek gibi gözükmüyor. Çok uzun olduğu için bu kategoride rakipsiz. Gerçek mekânlarda, gerçek aktörler ve gerçek mermiler kullanılarak çekilen belgeselin teması “devletin eteğine sıkı sıkı tutun yoksa öcüler yer seni” olarak özetleniyor.
En iyi sanat yönetmeni: Ali Kırca (İstanbul Üniversitesi önünde kara çarşaflı kadınlar)Türban konusunda haber yapmak için Beyazıt’ta volta atan muhabir rastlantı bu ya kara çarşaflı iki kadın görür. Onun istediği bir göz Allah vermiştir iki göz. Üniversiteye böyle mi gireceksiniz sorusuna, peçelerinin arkasından “Allahın izniyle böyle gireceğiz” cevabını alan muhabir, Oscar heykelciğini de kapar.
En iyi görüntü yönetmeni: Tuncay Özkan (Biz Kaç Kişiyiz)Laikler Prensi rolüyle bu yıl tüm ödülleri toplayacağı beklenen Tuncay Özkan için bir hüsran gecesiydi. Tek ödülle yetinmek zorunda kaldı. Hatırlanacağı gibi Cumhuriyet mitinglerinde kullandığı teknikle kalabalığı üç milyon gibi göstermeyi başarmıştı.
En iyi kostüm: Cemil Çiçek (Çene altı formülü)Üniversitelere başörtülü kızların girebilmesi için tavşankulağı modelini geliştirdi ve modelin anayasaya fotoğraflı girmesini önererek alanında bir ilki gerçekleştirdi.
En iyi makyaj: -28 Şubat Oscar töreninde en iyi makyaj da olmak üzere pek çok ödülü toplayan SiSi’nin yeri bu yıl da doldurulamadı. En iyi makyaj heykelciği bu yıl sahipsiz kaldı.
En iyi şarkı: Edip Akbayram/Bulutsuzluk Özlemi/Moğollar Korosu (Onuncu yıl marşı)Solcu bildiğimiz sanatçılar iken, “konu rejimse solculuk teferruattır” deyip Cumhuriyet Mitinginden mitingine koştular. Kenan Doğulu’nun düzenlemesini yaptığı Onuncu yıl marşını kusursuz yorumladılar. Şarkıları CHP’yi iktidara taşımaya yetmediyse de Akademi de bu üstün çabayı karşılıksız bırakmadı.
En iyi özgün müzik: İsmail Türüt (Plan yapmayın plan) Epik bir güfte için bestelenmiş bu eser, faşizme her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde akademinin de ilgisini çekti. Halk jürisinden pek ilgi görmese de törene damgasını vurdu.
En iyi kurgu: Tarsuslu Meczup (Mini eteklilere kezzap)Bir devlet kurumunda kezzapçı olarak görev yapan Tarsuslu bir adamın trajik komik hikayesinde; bir ömür şırıngaları kezzapla doldurup eyleme geçmek için türban tartışmalarını beklemesi konu ediliyor. Türban yasağı savunanlara limon kolonyası ferahlığı veren kezzap olayı köşe yazarlarının da en çok başvurdukları örneklemelerde birinci sıraya yükseldi.

27 Şubat 2008 Çarşamba

Ankarasporlu Bilal Kısa, Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico'nun alay konusu oldu


Fenerbahçe-Ankaraspor maçında Bilal'le ilgili yapılan espriler, Zico´nun sitesinde yayınlandı.

Teknik direktör Zico’nun, kendisine ait internet sitesinde kaleme aldığı bir yazı, üzerinden uzun süre geçmiş olmasına karşın, şu günlerde taraftarlar arasında elden ele dolaşmaya başladı.

Brezilyalı hoca, “www.ziconarade.com.br' isimli sitesinde 10 Ocak’ta yazdığı yazıya, “Komik isimli adam' başlığını atmış. ‘Komik isimli adam’ ise Fenerbahçe altyapısından yetişen Ankarasporlu Bilal Kısa. Zico’ya göre adının komik olmasının nedeni ise Bilal’in Portekizce’de argoda ‘penis’ anlamına gelmesi.

Kasım ayında Ankaraspor ile oynadıkları maçtan önce bunu vatandaşlarıyla espri konusu yaptıklarını ifade eden tecrübeli hoca, futbola ve futbolcuya her zaman saygı duyduğunu ancak bazı oyuncularını esprilerine gülmeden edemediğini vurguluyor. Tecrübeli hoca, esprilere örnek de veriyor:

“Bilal’i çok sıkı marke etmeliyiz', “Bilal, sahada çok sert olursa, kırmızı kart görür', “Bilal’i kim tutacak?'. Zico’nun yazısı, maç sonunda Edu’nun söylediği şu sözle bitiyor: “Çok zor maç oldu. Ancak dediğim çıktı, Bilal çok yoruldu.'

VATAN

26 Şubat 2008 Salı

Extraordinary pictures of the alphabet - spelled out on butterflies' wings

Every one of these extraordinary images comes from the brilliant patterns on the wings of moths and butterflies. These designs - each one unique to its species - are used either to attract a mate or for disguise against predators.
Photographer Kjell Sandved has made it his life's work to capture them and create this amazing butterfly alphabet, with every letter from A to Z and every number from 1 to 9.
















25 Şubat 2008 Pazartesi

Oscar Ödülleri Haberi'ne bir yorum

En iyi film: Türkiye yönetiliyor.
En iyi yönetmen: ABD
En iyi aktör: RTE
En iyi yardımcı oyuncu: Gül
En iyi senaryo: Küresel Sermaye
En iyi efekt: Türban.

22 Şubat 2008 Cuma

BİR TEORİ : 22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN SONUÇLARI BİLGİSAYARDA NASIL DEĞİŞTİRİLDİ



22 Temmuz sonuçlarını AKP'nin ve Erdoğan'ın kendisi de beklemiyordu çünkü bu seçim sonuçlarını değiştirme sahtekarlığı onlardan habersiz yapıldı, sadece halk ve AKP, bu seçim sonucuna Tarhan Erdem'in(CHP Eski Genel Sekreteri) sözde anket sonuçlarıyla psikolojik olarak hazırlandı.
Türkiye genelinde Türkiye toplamının %25 oyları seçimin bitmesinin ilk bir saatinde merkez bilgisayarı üzerinden tamamen AKP'ye aktarıldı ve AKP seçime %25 oyla başlarken diğerleri sıfır oyla başladı ve sonra normal dağılıma bırakıldı. Bu yüzden AKP'nin gerçek oyları %47 değil % 22-%28' arasındadır. Bunun en büyük kanıtı da benim ve birkaç arkadaşımın incelediği tüm YSK sonuçlarında hiçbir sandıkta AKP oyunun %25 altına düşmemesidir. Yani Türkiye'nin her sandık bölgesinde dört kişiden en az birinin AKP'ye oy vermesi mümkün müdür? Özellikle Çankaya'da, Alsancakta ve diğer tüm Ataturkçü ve milliyetçi sandık bölgelerinde ve şehirlerinde, kasabalarında, semtlerinde, köylerinde. HAYIR mantık olarak kesinlikle mümkün değildir.Seçimden emperyalist güçlerin istediği sonuçlar çıktı, Türkiye'nin verdiği oylar değil !

SEÇİM SONUÇLARI NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?
Seçim sonuçlarının hızlı bir şekilde duyurulmuş olması 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarına gölge düşürmek icin yeterli mi? Ya da YSK'nın bu seçime kısmi bir bilgisayar sistemi ile girmiş olması?
Bizce yeterli. Özellikle gizli servislerin dünyada birçok seçime müdahele ettiği gerçeğini gözönüne alırsak ve bazı güçlere göre bazı ülkelerin kaderini insanlarının demokrasi kandırmacası altında attıkları oylarının seçim sonucunu haklı olarak değistirebilmesinden haksız olarak değistirmek daha akıllıca ve daha önemli ise ve o ülke diğer büyük bir ülkenin planlarının baş aktörü olarak yer alıyorsa sadece ve sadece bu nedenden dolayı bile yeterlidir. İşte biz yukarıda saydığımız bu olasılıkları inceleyip şu sonuca vardık:

Gizli servislerin seçimleri etkilemeleri 1948 İtalya seçimleriyle başladı, daha sonra Türkiye'de 1954 seçimleriyle devam etti ve birçok ülkede yapılan ve yapılmaya çalışılanlardan sonra bugünlere gelindi. Bugün seçimlerin sonuçları değistirmek bilgisayar ortamında daha kolaydır. Türkiye'deki seçimde hilenin nasıl yapıldığını şu anda son aşamasında inceledik ve seçim gecesinde tahmin ettiğimiz gibi hile yapıldığı olasılığı çok yüksektir ve bazılarının dışında bu müdahale yapılırken kimsenin ruhu da ne yazikki duymadı, hatta AKP'liler de hilenin nasıl olduğunu bilmedikleri için seçimde başarılı olduklarını zannettiler. Şu anda seçim sandık sonuçlarının çoğunluğunu tek tek kontrol ettik ve yüzdelerini dikkatle inceledik, bulgular tam tahmin ettigimiz gibi, sonuçlar bilgisayarda saat 5:30'da ilk seçim sonuçlarının gelmeye başladığı zaman il il değistirildi, AKP seçime %25 fazla oyla başladı, elimizde tüm sandık sonuçlarının imzalı belgeleri olsa yapılan hile hemen gorülebilir. Şu ana kadar gördüğümüz durum AKP'nin hiçbir sandıkta %25 altına düşmemesidir.

Her sandıktan en az %25 AKP'ye oy çıkması mümkün müdür?

Hayır çünkü çok partili demokrasilerde her bölgeden ne şekilde oy çıkması matematiksel olarak milyonda bir olasılıktır ve mantıksal olarak mümkün değildir. Peki bu %25'e tekabül eden yaklaşık 7- 8 milyon oy nereden ortaya çıkmıştır?
Nüfus kütükleriyle seçmen kütükleri arasındaki 7 milyon farktan mı; yani muhalefet oylarının bir kısmının yok edilmesinden mi? Yoksa diğer partilerin oylarının seçimin ilk bir saatinde sıfırlanıp AKP'ye aktarılması ve seçimin diğer partiler %0 ile baslarken AKP'nin %25 ile başlaması mı? Her ikisi de mümkün. Fakat bir gerçek var ki kesinlikle gözardı edilemez. Seçimin ilerleyen saatlerinde oyları düşen bir partinin (AKP) %25 ile başlayıp seçimi kaybetmesi imkansizdir. İşte hile de buradadır !

Hilenin şekli:
Bizim başından beri tahmin ettiğimiz bu şekil sandık seçim sonuçlarıyla bu iddiamızı tamamen güçlendirdi. Seçim sonuçları YSK merkez bilgisayarından, Cihan(Fetullah' ın) Haber ajansı akşam 6 dan sonra ilk secim sonuclarını açıklamadan once, ilk seçim sonuçlarının gelmeye başladığı saat 5:30 civarında 15-20 dakika bir gorevli tarafından değiştirildi veya hack edildi ve AKP %25 oyla secim yarışına başlarken diğerleri de % 0 oyla başladı ve saat 6:00-6:30 arası o ana kadar alınan sonuçların Türkiye'nin %50 'si olduğu ilan edildi, bu ayarlamadan sonra AKP'nin oyları düşse de diğerlerinin yükselse de AKP'nin seçimi kaybetme ihtimali yoktu ve plan AKP'nin en az 367 milletvekili çıkaracak kadar yani Türkiye'nin en az %50 oyunu alabilecek şekilde yapıldı, oysaki ileriki saatlerde sonuçlar açıklandığından müdahale yapılamadı ve bu yüzden AKP'nin oyları düşmeye ve CHP, MHP'nin oyları yükselmeye başladı, GP ve DP'nin oyları da sıfırdan başladığından oyları yükselse bile %10 barajını aşma olanakları yoktu. Mantıki ve matematiksel olarak seçim sonuçlarında ilk bir saatte Türkiye'nin %50 oyunu almayı başarmış bir parti diğer yüzde ellilik oylar da okunduktan sonra daha da yükselmesi gerekmektedir. Fakat öyle olmadı, merkez bilgisayar sonuçlarına ilk bir saatte müdahale seçimin sonucunu AKP lehine tamamen değiştirdi. Dikkat ettiyseniz websitesindeki seçim sonuçlarındaki pdf. dosyalı dökümanlar excel veya access programından çıkma, yani ana dökümanda yapacağınız bir değişiklik otomatikman diğer tüm il ve sandık sonuçlarını değistirebilir, sandık seçim sonuçları fotokopi(scan) yoluyla pdf dosya programı yapılmamış bu da şüphelerimizi tamamen doğruluyor.

Bakınız İzmir'de AKP'nin CHP ile aynı sayıda oy alıp 5 er milletvekileri çıkarmaları olanaksızdı fakat ilk bir saatte müdahaleden dolayı AKP'nin (%25 + gerçek değer) olarak değiştirilen oyları müdahale sonrası normal oyların gelmesiyle %30'a kadar geriledi. Yani tüm Türkiye sonuçlarına müdahele olmasa AKP'nin gerçek oyları gerçekte %22+%6 veya %8=%28 veya %30 civarında olacaktı.

CHP ve MHP ve diğer partilerin oyları gerçekte ortalamada birbuçuk katlarına yakındı. CHP özellikle İzmir'de 1 milyon seçmen üzerinden oyların %60 'ını alıp 5 milletvekili yerine 8-9 milletvekili çıkaracaktı ve AKP'nin İzmir' deki toplam oy oranı %13 olarak çıkacaktı. Aynı oranı Türkiye'ye uygularsak AKP'nin gerçek milletvekili sayısı 190, CHP'nin 190 ve MHP'nin ise 150 olacaktı. Artık eskisi gibi sandıklarda hile yapmaya gerek yok, basit bir bilgisayar müdahalesi bir ülkenin kaderini işte böyle çizebiliyor.

Bu konuda tek izlenecek yol; Anayasa mahkemesinin huzurunda tüm imzalari kontrol edilmiş sandık seçmen kağıtlarındaki seçmen sayılarının ve sandık seçim sonuçlarının YSK elektronik kayıtlarıyla tek tek karşılastırılması, YSK bunu yapabilir fakat yapmıyor (hatta sandık dökümanlarının aralarından 100 adedini seçip fotokopya yoluyla ellerindeki elektronik dökümanlarla birlikte websitesine koyabilir ve karşılaştırma bu sekilde yapılabilir fakat bunu yapmıyorlar ve sandık sonuçlarını elektronik döküman halinde websitesine koyuyorlar, koymaları gereken fotokopya dosyası(pdf) halinde imzalarla birlikte gerçek sandık dokumanlarıdır elektronik dökümanlar değil), Endişelendiğimiz nokta yakında birileri bu işin üzerine gidebilir ve gerçek ortaya çıkar diye merkeze getirilen sandık resmi belgelerini elektronik kopyaları var mazaretiyle imha etme yoluna bile gidebilirler.


Dr. Canan Tekin Altınel
Deniz Yıldızı Eğitim kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı

21 Şubat 2008 Perşembe

Este Es Kadıköy, No Hay Salida (Burası Kadıköy Burdan Çıkış Yok)


Fenerbahçe'ye Şampiyonlar Ligi'ne verilen ara yaramamış. İzlediğim bölümlerinde Sevilla Fener'i acı acı eziyordu. Ayağa yapılan isabetli paslar. Ben açıkçası bu kadar tahmin etmiyordum. Alex biraz sorumluluk alır diye bekledim ama o da kaçak güreşti. İngiltere'de Liverpool'un oynadığı futbola benzettim. İspanya'da Fener'in işi çok zor.

Reklamcılık da gelişiyor




Reklamcılık da günümüz koşullarıyla birlikte kabuk değiştiriyor. ARTFIELD LandArt firması tasarladıkları bu ilginç reklam şekilleriyle uçakla seyahat edenlere ve google earth kullananlara hitap etmeye çalışıyorlar sanırım.



3 Boyutlu İnsan Anatomisi


İnsan anatomisini 3 boyutlu olarak A'dan Z'ye gösteren online bir site. Baya detaylı çalışmışlar. Katmanlar haline sistemleri inceleyebiliyorsunuz. Üyelik ücretsiz. Bir göz atın derim. Siteye bu linkten ulaşabilirsiniz.

20 Şubat 2008 Çarşamba

her erkeğin ölmeden önce izlemesi gereken 100 film

Bu sitede her erkeğin ölmeden önce izlemesi gereken 100 film sıralanmış. Filmlerin altlarında da "Best line in the movie" yazıyor. Okuyun mutlaka ;)

Marmara Üniversitesi 1787. olmuş

Çocuklar, okulumuz dünyanın 15.000 üniversitesi arasında yapılan değerlendirmede 1787. olmuş.
E çok da kötü sayılmaz be :)

15 bin üniversite arasında yapılan araştırma sonuçlarına göre, dünyada ilk 10’a MIT, Stanford, Harvard, Berkeley, Cambridge, Cal Tech, Columbia, Princeton, Chicago ve Oxford üniversiteleri girdi. Türk üniversiteleri ise sıralamada alt seviyelerde yer aldı, en iyi 500 üniversite arasında 3, en iyi 1000 üniversite arasında 7 Türk üniversitesi var.

Türkiye’nin köklü üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi 390, Ortadoğu Teknik Üniversitesi 438 ve İstanbul Üniversitesi 472’nci sırada yer alıyor.Aynı sıralamada, Türkiye’deki vakıf üniversitelerinden de Bilkent Üniversitesi 479, Sabancı Üniversitesi 1246, Doğu Akdeniz Üniversitesi ise 1277’nci sırada bulunuyor.

Sıralama, tüm dünyadaki üniversitelerin araştırma ve akademik performansını görmesini sağlıyor. Üniversitelerin sıralamasında Nobelli öğretim görevlileri, farklı dallarda ödüller, yüksek derecede sözü edilen araştırmacılar, bilim ve fen dalında yayınlar dikkate alınıyor.

4 bin üniversite arasında Türk üniversitelerinin sıralaması şöyle:




19 Şubat 2008 Salı

KENDİNE MÜSLÜMAN YADA DEMOKRAT OLMA

Halk arasında çok kullanılan bir tabirdir aslında kendine müslüman olma. Zaman zaman bizlerde etramızdaki paylaşımcı olmayan dostlarımıza tatlı sert bir sitem etmek için kullanırız "kendine müslüman" sözünü.Genel olarak baktığımız zaman birey bazında çokda bencil insanlar değiliz aslında.Hatta bu toprakların insanlarının misafirperverlik ve hoşgörü gibi özellikleri ülkemize gelen yabancı konuklar tarafından da takdir edilen bir gerçektir.
Bireysel bazda gördüğümüz bu eğilimleri siyasal talep ve beklentiler konusunda gözlemlemek pek mümkün olmuyor.Biraz açmak gerekirse; farklı toplum katmanları farklı sosyal ve iktisadi talepler ortaya koyarlarken birbirlerinin talepleri konusunda çokda duyarlı değiller ne yazıkki.İşte "kendine müslüman olma"durumu tamda bu noktada başlıyor.Toplum içinde ortak talepleri etrafında kümelenen bireyler kendince haklı gördükleri isteklerini yada kaygılarını meşrulaştırmaya uğraşırken diğer kesimlerin önceliklerini görmezden geliyorlar.Ya da kendileri için istedikleri adalet mekanizmasının benzerini karşı grupların talepleri karşısında hasır altı ediyorlar.Böyle olunca da onca talep ve bu taleplerin yarattığı sesli ortamdan bir adım geriye çekilen ve bakmaya çalışan biri için manzara çokda umut verici gözükmüyor.Osmanlı'dan miras cemaatçi yapınında etkisiyle insanlar kendi cemaatlerine çekiliyor, saflaşıyor ve çatışma bu alan üzerinden devam ettiriliyor.Bu arada ortak bir nokta bulmaya çalışan yada tüm tarafların duyarlılıklarını seslendirmeye çalışan sağduyulu seslerde bu kakafonide kaybolup gidiyor.Halbuki var olan siyasi sistemimizi en makul hale getirmek ancak faklı taleplere duyarlı olarak ve bu duyarlılıkları evrensel hak ve hukuk ilkeleri ile güvence altına alarak mümkün olabilir.
Bu aralar kamuoyunu oldukça meşgul eden malum başörtüsü yada türban konusunda da benzer eğilimleri gözleyebiliriz.Sözkonusu yasağın devam etmesini isteyen taraflar imza toplayarak, miting düzenleyerek tepkilerini demokratik ve meşru yollardan gösteriyorlar.Aslında bu kesimin tepkilerinin temel nedeni yasağın kendisi değil, yasağın ortadan kalkması sonrasında kendi özgürlük alanlarına yönelik bir kısıtlama ve bu duygunun yarattığı korku bu tepkilerin sebebi. Fakat bu korkuları bertaraf etmek amacıyla "öteki" nin özgürlüğünün bastırılmasını talep etmek ne derece demokratça bir tavır orası tam bir muamma.Tabi bu noktada mağdur olan ve başörtüsü serbestisini talep eden grupların ne kadar demokrat olduklarını test etme imkanımız yok.Ama başka bir toplumsal katmandan başka bir meşru talep geldiğinde başörtüsü mağduru gruplarının aldıkları pozisyon belirliyici olarak ortaya çıkıyor doğal olarak.Fakat ne yazıkki bu konulardaki tecrübelerimizde bize faklı şeyler anlatmıyor.Mesela bu ülkede önemli tabularımızdan biri olan Alevi vatandaşlarımızın temsili konusunda genel olarak İslami kesimlerin tavır ve düşünceleri pekde ümit verici değil.Yıllarca sağ iktidarlar tabanlarında yaşanabilecek erime korkusuyla ve endişesiyle bu konuya pek dokunamadı, bu tip konulara daha duyarlı olması beklenen sol iktidarlar ise açıkçası bu konunun takipçisi olmadılar.Kısacası islami kesim kendi özgürlüğünü savunurken diğer tarafta alevi vatandaşların talepleri konusunda tamda başörtüsü karşıtlarının yaptığı gibi sınıfta kalıyor.Böyle oluncada zaten kutuplaşamaya hazır olan toplum saflaşarak kendi köşesine çekiliyor, çözüm mü çözümse bir başka bahara kalıyor.Çözmeyerek aslında çözdüğümüzü sandığımız konuların mevcudiyeti tabiki birilerinin işine geliyor ama bu zaten başka bir yazının konusu.
Dolayısıyla kendine müslüman olmanın siyasi uyarlaması olan kendine demokrat olmanın aslında kendimize pekde faydası olmadığı apaçık ortada.Farklı toplum katmanlarının kendi taleplerinin meşruluğu kadar "öteki"ninde talebinin o kadar meşru olduğuna inanmadıkça herkes kaybetmeye devam edecek. Bizler kaybetmeye devam ederken nerdeyse bir asırdır çözemediğimiz sorunlarımızı adeta kalıtsal bir hastalık gibi toplumsal DNA'larımız vasıtasıyla çoçuklarımıza aktaracağız.Küreselleşmenin vahşi etkileri, küresel ısınmanın yarattığı sıkıntılar yetmezmiş gibi birde bunlara kendi beceriksizliklerimiz sayesinde yarattığımız temelsiz korkularla beslenen yaşlı ama inatçı sorunlarımızı ekliyoruz.Tüm bu sıkıntıları, çözmeyerek aslında çözdüğümüzü sandığımız sorunlarımızı tarihin sayfalarına gömmek için yapmamız gereken aslında imakansız birşey değil.Bu coğrafyada yaşayan ve bizlerin derinliklerimizde belkide yıllardır uyuyan hoşgörüyü uyandırıp "ötekini" anlayabilmek vede böylece "kendine demokrat olmamak", işte hepsi bu.

Wikipedia Hz. Muhammed'in resmin kaldırmayı reddetti



Guardian gazetesinin haberi aşağıda;


Wikipedia, the free online encyclopaedia, is refusing to remove medieval artistic depictions of the Prophet Muhammad, despite being flooded with complaints from Muslims demanding the images be deleted.

More than 180,000 worldwide have joined an online protest claiming the images, shown on European-language pages and taken from Persian and Ottoman miniatures dating from the 14th, 15th and 16th centuries, are offensive to Islam, which prohibits any representation of Muhammad. But the defiant editors of the encyclopaedia insist they will not bow to pressure and say anyone objecting to the controversial images can simply adjust their computers so they do not have to look at them.

The images at the centre of the protest appear on most of the European versions of the web encyclopaedia, though not on Arabic sites. On two of the images, Muhammad's face is veiled, a practice followed in Islamic art since the 16th century. But on two others, one from 1315, which is the earliest surviving depiction of the prophet, and the other from the 15th century, his face is shown. Some protesters are claiming the pictures have been posted simply to 'bait' and 'insult' Muslims and argue the least Wikipedia can do is blur or blank out the faces.

Such has been the adverse reaction, Wikipedia has been forced to set up a separate page on its site explaining why it refuses to bow to pressure and has also had to set up measures to block people from 'editing' the pages themselves.

In a robust statement on the site, its editors state: 'Wikipedia recognises that there are cultural traditions among some Muslim groups that prohibit depictions of Muhammad and other prophets and that some Muslims are offended when those traditions are violated. However, the prohibitions are not universal among Muslim communities, particularly with the Shia who, while prohibiting the images, are less strict about it.

'Since Wikipedia is an encyclopedia with the goal of representing all topics from a neutral point of view, Wikipedia is not censored for the benefit of any particular group.

'So long as they are relevant to the article and do not violate any of Wikipedia's existing policies, nor the law of the US state of Florida where Wikipedia's servers are hosted, no content or images will be removed because people find them objectionable or offensive.'

The traditional reason given for the Islamic prohibition on images of prophets it to prevent them from becoming objects of worship in a form of idolatry. But, say the editors, the images used were examples of how Muhammad has been depicted by various Islamic sects through history and not in a religious context.

Caroline Davies
The Observer,
Sunday February 17 2008

Çin Ordusu...Biz de bizimkilere düzenli ordu diyoruz

Cristiano Ronaldo efsane olma yolunda ilerliyor

TV'de ya da magazinlerde gördüklerinize inanmayın


18 Şubat 2008 Pazartesi

Photoshop'un gücü
















Biraz da ciddi takılalım; en önemli gündem maddelerimizden başörtüsü(!)

Soner Yalçın'ın 18 Şubat Pazartesi Hürriyet Gazetesi'nde çıkan yazısı. Belki okuyamamışsınızdır diye paylaşayım istedim;


İşte ünlü İslamcı masonlar

Dinci basının nakaratı günlerdir sürüyor: "Masonlar düğmeye bastı!" "Laiklik mitinglerinin arkasında mason locaları var!" "Başörtüsü yasağını mason biraderler savunuyor!"

Hiçbir belge ve bilgiye dayanmadığı halde bu iddiaları sürekli tekrarlayan dinci basın, bu topraklara masonluğu kimlerin getirdiğini; önde gelen bazı din adamlarının mason olduğunu biliyor mu? Sürekli alıntı yaptıkları, mücadelesinden övgüyle bahsettikleri bazı "İslamcı mücahitlerin" mason localarına kayıtlı olduğundan haberdar mı? Başörtüsü konusunda mason din adamlarıyla aynı görüşte olduklarını tahmin edebiliyorlar mı? Tarihleriyle yüzleşmeye hazırlar mı? İşte soruların yanıtları...

BUGÜN Türkiye’de başörtüsü merkezli tartışmaların benzerini tam 100 yıl önce Osmanlı’nın gazete ve dergileri de yaptı.

23 Temmuz 1908 tarihi, kimilerine göre sadece II. Meşrutiyet’in ilanıdır; kimilerine göre ise bir burjuva devrimidir ve Kemalist devrimlerin temelidir.

II. Meşrutiyet, Osmanlı’nın siyasal ve kültürel hayatında köklü dönüşümlere neden oldu.

En büyük devrim ise kadının toplumsal hayattaki yeri konusunda oldu.

Kadın sokağa çıkmaya, çalışmaya, dergi/gazete çıkarmaya, dernekler kurmaya, dükkánlar açmaya, sinemaya-tiyatroya gitmeye başladı.

Bu durum tartışmaları da beraberinde getirdi.

Dönemin yayın organlarında kadın merkezli tartışmalar oldu.

Üç grup vardı: Batıcılar, Türkçüler ve İslamcılar...




ÖRTÜNMEYİ SAVUNAN MASON DİN ADAMI

İslamcılar, kadınların evden çıkmalarından hiç hoşnut değillerdi.

Bunlardan biri de, Şeyhülislam Musa Kázım Efendi’ydi:

"Şeriatımızda emredilen şeylerden biri de Müslüman kadınların kendilerine mahrem olmayan kimselerden örtünmeleridir ki; o da saçları dahil vücutlarını ziynetten (süsten) arındırılmış bir şeyle, şehveti celp etmeyecek bir elbiseyle örtmekten ibarettir."

"Eve ait vazifeleri kadına, ev dışındakileri kocaya yüklemek gerekir. Bunun aksi olamaz."

"Bir de kadınların yaratılış gayeleri, onların sırf dünyaya çocuk getirmeleri ve o çocukları terbiye etmelerinden ibarettir."

"Çok kadınla evlilikte, insanlığa ve medeniyete aykırı bir şey yoktur."

(Sırat-ı Müstakim, sayı 1, 2, 3; yıl 1908; Aktaran İ. Kara, Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi, I)

Bu sözlerin sahibi Musa Kázım Efendi (1858-1920) bir Şeyhülislam’dı.

Ve aynı zamanda masondu.

Osmanlı’nın "ilerici partisi" İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesiydi.

Nakşibendi’ydi...

Türkiye’nin en büyük mason kuruluşu, "Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Mason Locası" belgelerinde, mason olan ünlü din adamları arasında sadece Şeyhülislam Musa Kázım Efendi yoktu.

Üç şeyhülislam vardı...



Osmanlı Devleti’nin 118. Şeyhülislamı Mehmed Ziyaüddin Efendi (1846-1917) de masondu...

Mason şeyhülislamlardan biri de Mustafa Sabri Efendi (1869-1954) idi.

Kadınların bırakın çalışmasını, tek başına sokağa çıkmasına bile karşıydı.

Yani, kadın toplum hayatı içindeki yeri konusunda "mason biraderi" Şeyhülislam Musa Kázım Efendi ile aynı görüşteydi.

Ama ayrı oldukları konular da vardı:

"Biraderi" Musa Kázım Efendi’nin üyesi olduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne muhalifti.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın üyesiydi.

Bu farklılığı yazmamın nedeni var:

Dinciler, tüm masonları aynı siyasal görüşte sanıyor!

Bunun örneklerini görmeye devam edeceğiz...

Bugün birçok masonun, "biraderleri" Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin şu görüşlerini öğrendiklerinde çok şaşıracağına eminim:

"Benim elimden gelse Türkleri Arap yaparım, diğer Müslümanları da. Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok eseflenirim. Arap dili, ne Türk diliyle ne de Çerkez diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip olduğundan, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olup da onunla iftihar edeceğine büyüğüne sahip olarak onunla iftihar etmesi daha kárlı ve makul olur." (Yarın Dergisi, 14 Nisan 1930)

Bu düşüncede bir din adamının, Kuvayı Milliyecilere karşı fetva vermesine, Sevr Antlaşması’nı savunmasına şaşırmıyorsunuz.

Ve dolayısıyla Mustafa Kemal’in, Şeyhülislam Mustafa Sabri’yi 150’likler listesine koyup yurtdışına kovduğunu da anlayabiliyorsunuz.

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Türkiye’deki Gümrük ve Tekel Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış olan Suat Hayri Ürgüplü’nün babasıydı.

Başbakan Ürgüplü de masondu.

İşin garip yanı, kardeşi gibi, siyasetle ilgilenen ve Demokrat Parti’den milletvekili olan Münip Hayri Ürgüplü’nün de ağzından İslam, Müslümanlık vb. sözcükler düşmezdi!

Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Mason Locası belgelerinde, mason olan din adamları listesi; Müderris Mahmud Esad Efendi, Berlin Sefareti Başimamı Mustafa Hafız Şükrü, Sefaret İmamı Haşim Veli, bir dönem Darülfünun’da rektörlük yapan Babanzade Ahmed Naim Bey dile sıralanıyor.

Bu isimler öyle sıradan kişiler değildi.

Örneğin; Babanzade Ahmed Naim Bey (1872-1934), siyasal İslamcı düşünürlerin önde gelen isimlerindendi. İslamcı fikir hayatının oluşmasında büyük payı vardı.

Milliyetçiliğe karşıydı:

’TÜRKLÜK DEĞİL MÜSLÜMANLIK ÖNEMLİ’

"İrşadlarınız, hizmetleriniz ’Türklük’ adına değil ’Müslümanlık’ adına olsun. ’Türkler’ hitabı yerine daima ’Müslümanlar’ hitabını kullanınız. Cengiz’in yasasını bilmek, İlhan’ın yurdunu tanımak, Altınordu’yu anmak bize lazım değil. Bize Muhammed’in şeriatı, İslam yurdunu, İslam mücahitlerini bilmek, tanımak lazım gelir." (Ahmed Naim, İslam’da Dava-yı Kavmiyet. s. 18)

Laikliğe karşıydı:

"Hükümeti, dini korumak ve emirlerini yerine getirmekle şeran vazifeli bilen halkımız, hükümetin bu vazifeden imtina ettiğini hoş gördüğü gün, diğer dini vazifelerini de buna bağlı olarak ahlaki davranışlarını da, içtimai vazifelerini de ihmal eder." (Sebilürreşad Dergisi, 1918)

Siyasal İslamcı Babanzade Ahmed Naim, son devrin mutasavvıflarından Fatih Türbedarı Ahmed Amiş Efendi’nin de damadıydı.

Sebilürreşad Dergisi’nin yazarlarındandı.

Sebilürreşad Dergisi deyip geçmeyiniz, bugün yayın hayatını sürdüren dinci gazete ve dergilerin temeli orasıdır!

Peki, Sebilürreşad nasıl doğdu?

Ve masonlarla ne ilgisi vardı?

Dinci basının arkasındaki masonlar

Sebilürreşad, "Müslümanların uyandırılması ve yüceltilmesi için" çıkarıldı. Derginin adı konusunda Mısırlı Prens Abbas Halim Paşa bir teklifte bulundu: "Kuran’dan bir sayfa açalım, ne isim çıkarsa oradan alalım." Besmeleyle bir sayfa açtı. "İttebiuni ehdiküm Sebilürreşad" ayeti çıktı ve isim bulundu: Sebilürreşad.

Aralıklarla da olsa 1908’den 1965 yılına kadar yayımlanan dinci Sebilürreşad’ın mali kaynağı Kavalalı Ailesi’ydi.

Osmanlı’nın son yıllarını okuduğunuzda karşınıza sık sık "Sadrazam Mısırlı Said Halim Paşa"; "Vezir Mısırlı Halim Paşa"; "Mısırlı Prens Abbas Halim Paşa" gibi "Mısırlı Paşalar" çıkar.

Ancak bu aile "Mısırlı" değildir!

Kavala Ailesi’nin atası ünlü Osmanlı paşası Selanik/Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ydı.

Aile Mısır’a hákim olduktan sonra "Kavalalı" adını bırakıp "Mısırlı" adını kullanmaya başladı.

Sebilürreşad Dergisi’nin isim babası ve finansörü Abbas Halim Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu; Abdulhalim’in oğluydu.


Abbas Halim Paşa’nın ağabeyi ise ünlü bir isimdi: İttihat ve Terakki döneminde, dört yıl (1913-1917) sadrazamlık yapan Said Halim Paşa.

Sadrazamlıktan önceki görevi, İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Sekreteri’ydi; yani öyle sıradan bir İttihatçı değildi.

Kardeşi Abbas Halim Paşa ise İttihat ve Terakki döneminde önce Bursa Valisi, sonra Nafia Nazırlığı yaptı!

Ne diyor siyasal İslamcılar: "İttihatçıların arkasında masonlar vardır!"

Sanki dinci Sebilürreşad’ın arkasında yoklar.

İslamcı Sebilürreşad’ın yazarı Sadrazam Said Halim Paşa (solda) aynı zamanda masondu! (İlhami Soysal, Türkiye’de ve Dünyada Masonlar, s. 380.)

İngiliz kaynaklara göre iki kardeş de masondu:

İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi Sir G. Lowtherin, İngiltere Dışişleri Bakanı Sir C. Harding’e gönderdiği "gizli" mahreçli raporlarda, İttihatçı-Yahudi ve Mason ilişkisini isim isim anlatmaktadır. (Prof. Eli Kidor, "Arabic Political Memories and Other Studies" Londra 1974; Aktaran, Gündüz Gazetesi, 19.5.1998.)

Durun bitmedi. Ailece masondular!

Abbas Halim Paşa ile Said Halim Paşa’nın babaları Prens Muhammed Abdülhalim Paşa da mason idi.

Üstelik Fransız Yüksek Şûra (Büyük Doğu/Grand Orient) üyeliğine kadar yükselmiş önemli bir masondu.

Mason olmakla kalmadı; 1861’de Fransa Maşrık-ı Azam’ından patent alarak, "Şûra-yı Ál-i Osmani" adında Osmanlı locasını kurdu!..

Türkiye’deki masonlar aynı zamanda iyi bir Müslüman’dır. Ama gel gör ki dincilere bunları anlatmak zordur.

"Mısırlı" ailesinde mason çoktu:

1909’da kurulan Türkiye Büyük Locası’nın kuruluşuyla ilgilenmesi için Avrupalı "büyük üstadlar" kimi görevlendirdi dersiniz: Mısırlı Prens Aziz Hasan Paşa’yı!

Yani Abbas Halim Paşa ile Said Halim Paşa’nın amcaoğlunu...

Sadrazam Said Halim Paşa, Sebilürreşad’da bakın neler yazdı:

"Müslümanların kurtuluşu ve saadeti onların tam olarak İslamlaşmalarındadır." (Aktaran Kara, cilt I s 114)

"Osmanlı siyasi birliği, Avrupa Hıristiyan hükümetlerinde olduğu gibi milliyet esasına değil, İslam birliği ve kardeşliği esasına dayanmaktadır. (...) Kanun-u Esasi’mizi seçerken çok aldanmış olduğumuzu itiraf etmemiz lazım gelir." (İbid s. 144-145)

Sadece Sebilürreşad’ı desteklemediler.

Abbas Halim Paşa, Prof. Ömer Ferit Kam gibi "İslamcı düşünürleri" eğitim öğrenim için Avrupa’ya gönderdi. Mehmet Akif Ersoy’un Mısır’daki finansörüydü.

İlginçtir: Her taşın altında mason parmağı arama paranoyaklığı Sebilürreşad ile Türk basınına girdi. Sebilürreşad hem masonlardan para aldı hem de her taşın altında mason aradı!

Dün bugünden farklı değil.

Dinci gazeteler masonları önce en yakınlarında aramalıdır! Soğuk savaş ürünü İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği ve Aydınlar Ocağı kadrolarına bakmalıdırlar.

İşe, İlim Yayma Cemiyeti başkanlığı yapmış, hac ticaretiyle ilgilenmiş ve bu arada 9 Kasım 1967 tarihinde Murad Locası’na kaydolmuş bir dinci kardeşleriyle başlayabilirler. Bu kesmezse, dinci önderlerinin hayatlarını incelesinler.

Hadi ikisini biz yazalım.

Mason İslamcı lider

DİNCİ Sebilürreşad’ın káğıdı ve parasının nereden/kimlerden geldiği ortada. Bunu öğrendik... Peki...

Bu derginin düşünce ideoloğu kimdi: Cemaleddin Efgani...



Said-i Nursi, Mehmet Akif, Eşref Edip, Şemsettin Günaltay, Said Halim Paşa gibi dergi yazarları en çok ondan etkilendi. Cemaleddin Efgani ve öğrencisi Muhammed Abduh’un makaleleri Sebilürreşad’da sık sık yer aldı. Ama nedense "Doğu’nun Çırpınan Şahini" Efgani ve öğrencisinin gizli kimlikleri bu yayınlarında pek geçmedi...

Oysa...

Cemaleddin Efgani masondu!

Kahire’deki Şarkın Yıldızı Locası’na 7 Temmuz 1868’de girmişti.

Numarası 1355 idi.

"Mısır’da kurulan mason localarının başına Cemaleddin Efgani ve ondan sonra Muhammed Abduh getirildi. Bunlar Müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler." (Yahudilik ve Masonluk s. 350)


"Efgani’nin talebesi Abduh gibilerin kimler tarafından destek gördüğüne dair zamanında İngiltere’nin Mısır sömürge Valisi Lord Cromer’in söylediği şu söz ibretliktir: Kuşkusuz İslami reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaat ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine layıktırlar." (M. Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslam Dünyasına Girişi, s. 9192)

Mason Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi de, Abduh ile ilgili şunları söyledi: "Üstadi Efgani vasıtasıyla, masonluğu Ezher’e idhal (sokan) eden odur." (M.Sabri Efendi, Mevkıfu’l-Akl ve’l-ilm ve’l-Alem, Beyrut 1314, c. I s. 133)" (21.10.2004)

Tarihte sürpriz çok!

Cemil Meriç "Umrandan Uygarlığa" kitabında şöyle yazdı:

"Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmemiş. Düşmanları dost, dostları düşman olarak tanımış. Peygamber’in adını anmaya cesaret edemeyen bir Efgani’yi Peygamber kadar saygıya layık görmüş."

Bugün durum farklı mı sanki?

Daha ayrıntılı bilgi isteyenler, "Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı/Efendi 2" kitabıma bakabilirler.

Soner Yalçın

Mars 2020

MSN'de sansür?!?!

Bu haberde vereceğimiz kelimenin geçtiği mesajlar, karşı tarafa iletilmiyor. Bakalım Microsoft, bu ilginç duruma ne diyecek?
Bu denemeyi yapmak için MSN'i açın ve listenizde çevrimiçi olan birisine "rahip" yazıp gönderin. Sonuç, maalesef olumsuz. Maalesef mesajınız karşı tarafa gitmedi. Bu sansürün ve denetlemenin neden yapıldığı konusunda herhangi bir açıklama yok. Bu engellemenin, sadece Türkiye'deki MSN kullanıcıları için yapıldığı da söylenenler arasında. Ancak yurtdışındaki bilgisayar kullanıcılarına da bu kelimeyle ilgili sansürün uygulandığı, basit denemelerle ortaya çıkıyor.
Diğer Yasak Kelimeler de Var mı?Bu uygulama, Microsoft tarafından uygulanan sansürün hangi boyutta olduğu sorusunu da akıllara getiriyor. Yasaklanan diğer kelimelerin ne olduğu merak konusu. MSN kullanıcıları, yasaklanması muhtemel kelimeleri denemeye başladılar bile.

shiftdelete.net

Blog'umuz hayırlı olsun!

Dünyada hızla kullanımı yaygınlaşan ve yükseliş trendinde olan, insanların fikirlerini, yazılarını paylaştıkları bir platform olan Blog'lardan bir tanede bizim olsun diyerek, her zamanki gibi girişimciliğimi göstererek siz değerli arkadaşlarıma bir eğlence çıkarayım istedim.

Hala Blog'un ne olduğunu bilmeyen, kavrayamayan, algılayamayan arkadaşlarımız olabilir. Saygıyla karşılıyorum. Bu yüzden de referans olarak http://tr.wikipedia.org/wiki/Blog adresini vermekte fayda görüyorum.

Yapmak istediğim şey günlük olarak birbirimize yolladığımız ya da yollayamadığımız email'leri artık bu platforma taşımak,beğendiğimiz yazıları beraber okumak, tartışmak, resimleri, videoları paylaşmak. Buraya girdiğimiz her veri sistematik bir şekilde arşivleniyor.Her türlü fikri (spor olur, siyaset olur, mizah olur) paylaşalım.

Atış serbest ;)